Pazartesi, Kasım 09, 2009

aflatoksin




Bugün tansiyon ilacını yazdırmak için başvuran ve kuru incir işi yapan bir tüccara
"Aflatoksin nedir?" diye sordum
"Bu toprakta bulunan küflerin ürettiği bir toksindir. Normalde daldaki ürüne ulaşmaz, yere serilip kurutulurken bulaşır. En çok kuru incir ve fıstık gibi tohumlarda görülüyor. Bu nedenle incirlerin kurutulmak için serildiği kerevetlerin yerden en az 20 cm yükseklikte olması gerekiyor.


Gerçi bizim durumumuz iyi, binde 2 falan geri dönen ürün oluyor. Ticaret Odası çiftçilere destek oldu, kerevetler yükseltildi, eğitim verildi. Yunanistanın durumu daha kötü, bizim toğprakların %30unda var, Ege daha temiz. Yunanistanda % 70 kirlilik var. " dedi
"Bunu topraktan temizlemek mümkün değil mi?" diye sordum
"Pratikte değil. İlaç atabilirsiniz ama bu sefer de ilaç kalıntısı kalır, yine geri döner" dedi


"Tehlikeli doz nasıl belirleniyor" diye sordum
"60 yıl boyunca her gün bu dozda aflotoksin alınmasına göre planlanıyor" dedi

Çarşamba, Kasım 04, 2009

meteoroloji ve domuz gribi




Bugün elindeki pnömokok (zatürre) aşısını yaptırmak için başvuran bir meteoroloji çalışanına
"Neden bu aşıyı yaptırmak istiyorsunuz?" diye sordum
"Domuz gribi aşısını yaptırmak istemiyorum, baksanıza Başbakan bile yaptırmayacağını açıkladı. Diğer grip aşısından olayım dedim, o da her yerde tükenmiş. Eczacı bu aşıyı önerdi. Ölümler hep zatürreden olyor diye aklıma yattı, 47 lira verdim. Siz ne diyorsunuz?" dedi
"Risk grubunda olmadığınızdan aşılanmanıza gerek de yok, yani isteseniz de domuz gribine karşı aşılanamazsınız.
Öte yandan bu yeni aşının yan etki açısından diğer mevsimlik grip aşısından hiç bir farkı yok. Ortalıktaki bütün rivayetler özellikle medyanın cehaletinden ve sorumsuzluğundan kaynaklanıyor. Nitekim ben de bugün domuz gribine karşı aşılandım. Sıra okullara gelince çocuğuma da yaptıracağım.

Elinizdeki aşıya gelince onun yan etkileri de domuz gribi aşısı ile aynı, ayrıca sizi domuz gribinin sonucu oluşacak zatürreye karşı korumaz.
Bu sadece özel hastalara yaptığımız bir aşı, bence eczaneye geri verin" dedim ve "Sizi bulmuşen ben de bir soru sorayım:
Gelecek ay bir bisiklet turu yapmayı planlıyorum, bir ay sonraki hava durumunu tahmin edebiliyor musunuz?" diye ekledim
"Ancak geçmiş istatistiklere bakılabilir. Ölçümle yapılan tahminler için en fazla 10-14 gün önceden bir şeyler söyleyebiliyoruz" dedi


"Geçen ay bütün hafta yağmurlu dediniz, hiç yağmadı" dedim
"Şimdi biz çok değişik verileri toplayıp büyük ve pahalı makinelere giriyoruz, o bu verileri işleyip bir sonuç çıkartıyor. Bahsettiğiniz hafta 50 kilo yağış düşeceğini söyledi.


Biz de pek inanmadık bu mevsimde o kadar yağış olacağına ama raporları her zaman kötü olasılığa göre hazırladığımızdan öyle dendi. Sonuçta 15 kilo yağdı" dedi


Çarşamba, Ekim 28, 2009

çıplaklık





Dün akşam Couchsurfing aracılığı ile tanıştığım 50 yaşlarında bir Avustralyalı ile Kordon'un çimlerinde sohbet ederken laf döndü dolaştı, kendisinin Melbourne'deki Spencer Tunick çekimlerine katıldığına geldi.


"Benim için çok sıradışı, büyük bir deneyimdi. O çekimden sonra hayata bakışım değişti" deyince
"Nasıldı?" diye sordum
"İlk başta çok stresliydi. Herkes çok gergindi. Biz bir de orada arkadaşlarımızla karşılaştık, birbirimizden habersiz gelmişiz. Arkadaşlarının önünde çırılçıplak soyunmak kolay değil.


Ama bittikten sonra büyük bir gevşeme, rahatlama oldu. 'Evet bunu yaptım ve ölmedim' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çok şişman çirkin bedenli insanlar da vardı, bence onlar daha da büyük bir cesaret gösterdiler.




Çekim bitince hep birlikte kahvaltıya gittik. Kahveden başka bir şey içmemiştik ama sanki herkes sarhoş gibiydi, çok neşeliydik. Şimdi bile o günü düşününce tüylerim diken diken oluyor" dedi



"Bunun karşılığında bir ücret ödendi mi?" diye sordum
"Hayır, hayır. Sadece daha sonra adresimize bir fotoğraf gönderildi. Onu da eşime gönderdiler, zira ben kayıt olmamıştım. Resmen 7000 kişi kayıtlıydı ama rahat 10 000 kişi vardı, çünkü arkadaşlarımızın da genelde biri kayıt olmuş eşini çocuklarını yanında getirmişti" dedi




"Kendinizi daha sonra çekilen fotoğrafta bulabildiniz mi?" diye sordum
"Hayır, imkansız! Fotoğrafı incelesen 7000 kişiden en fazla 10-15 ini seçebilirsin zaten; görünen ten rengi bir kütle. Oradayken beni en çok etkileyen şeylerden biri bu renkti. Çekim sabahın erken saatlerindeydi, yatay kuvvetli bir ışık bedenleri aydınlatıyordu


Etrafım çepeçevre 360 derece çıplak etle çevriliydi ve o bedenlerden çok kuvvetli, alışık olmadığımız bir ışık yansıyor ve insanın gözünü alıyordu" dedi

Salı, Ekim 27, 2009

açılım






Bugün gerginlik ve geceleri uykusuzluk yakınması ile başvuran Güneydoğu gazisi bir mühendise olayın nasıl olduğunu sordum.
"Asteğmen olarak askerliğimi yaparken kırsalda bir pusuya düştük. Kısa sürdü, ama ben vurulmuşum. Sonra epeyce Gülhane'de yattım, hava değişimi verdiler. Kalıcı sakatlık oluşunca da malülen emekli oldum. Şimdi Alllah devletten razı olsun, hem bir kamu kuruluşunda masa başında çalışıyorum, hem de Emekli Sandığından 2000 lira civarında maaşım var" dedi


"Hala bu olayın etkisinde misiniz?" diye sordum
"Hayır artık pek düşünmüyorum. İlk yıllarda özellikle geceleri zor geçiyordu. Her an baskın olacakmış gibi uykumdan uyanıyordum, ama geçti" dedi
"Son günlerdeki açılım hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordum


Biraz durakladıktan sonra "Olsun tabi, benim de çocuğum var, ama bunu istemeyenler de çok var. Onların komutanları dağda bizim paşalar gibi yaşıyor. Adam hiç ister mi o konumunu bırakıp hapise girmek, elbette bu iş olmasın diye uğraşacaktır. Kan bu kolay durmaz ki..." dedi
"Karşılama gösterilerini görünce ne hissettiniz?" diye sordum


"E tabi bundan rencide olanlar olmuştur doğal olarak" dedi
"Siz rencide oldunuz mu?" dedim
"Hayır hayır, benim öyle bir hissim olmadı, keşke bu iş bitse. Ama zor" dedi


Uykusuzluğu depresyondan kaynaklandığından kendisine Trozadone 50 mg 1x1 verdim, ve gerginliği için de egzersiz yapmasını önerdim.



Yazıda kullanılan Güneydoğu fotoğrafları ilki dışında
Cemal Daş'ın



Perşembe, Ekim 22, 2009

basınçlı su





Bugün domuz gribi aşısı hakkındaakıl danışmaya gelen bir hastaya risk grubunda olup olmadığını anlamak için ne iş yaptığını sordum
"Basınçlı araba yıkama makineleri üretiyorum" dedi


"Kaç bar basınç oluyor onların içinde?" diye sordum
"150 bardan 300'e kadar değişiyor" dedi
"Ne kadar çokmuş, insanın üzerine gelse yaralanır" dedim


"Tabi zaten üzerinde uyarı var, insana hayvana tutmayın diye. Basınçlı su çok güçlüdür, 4500 barda su ile 10 milimetrelik çeliği lazer gibi kesiyorlar" dedi

Risk grubunda olmadığından muhtemelen kendisine domuz gribi aşısı yapılmayacağını, ancak aşıyla ilgili endişe edilecek bir durum olmadığını, ortalıkta çok fazla dezenformasyon olduğunu ama en sağlıklı bilginin Dünya Sağlık Örgütünün
web sitesinden alınabileceğini, benim de bu sitedeki bilgilere göre kendime ve çocuğuma aşı yaptıracağımı söyledim.

Cuma, Ekim 16, 2009

köy ebeliği





Bugün genç emekli bir ebe kan tahlilleri için başvurdu.

"Ne kadar genç emekli olmuşsunuz, tam üretken çağınızda" dedim
"Hayatım çalışmakla geçti Doktor Bey, yaşım ilerleyince rahatlarım diyordum ama bir değişiklik olmayınca ben de ayrıldım" dedi
"Göreve nerede başladınız?" diye sordum



"Niğde'de bir köyün sağlık evinde ebe olarak 5 sene kaldım. O kadar çok doğum oluyordu ki...Çok çaresizdim. Köyün kışın merkeze bağlantısı kapalı, açık olsa da merkeze gitmek bir saat. Bir Allah, bir sen, yapayalnızsın. Bazen makat gelişi, kol sarkması gibi zor doğumlar oluyordu, götürün diyordum, 'ne olur yardım et!' diye yalvarıyorlardı. Ben sağlık meslek lisesinden mezun 18 yaşında çocuğum. Okulda 13 doğum yaptırdım, mezun oldum. Bütün tecrübem bu! O zaman ben de Allaha yalvarıyordum ne olur yardım et diye.



Motor gürültüsünden , kapı vurulmasından korkar olmuştum. Gece uykunun en tatlı yerinde bir motor sesi, güm güm kapı vurulur, haydi kalk doğuma. Köy de iki parça halinde, gece ayazda 40 dakika yürüyorsun, kalın giyiniyorsun bu seferde terliyorsun. Hala bizim evde kapıya tahtaya vurmak yasaktır, hiç sevmem o sesi" dedi


"Niye sağlık evinde yaptırmıyordunuz doğumu?" diye sordum
"Sağlık evinde hiç bir şey yok ki, dört duvar, bir masa. Sadece denetleme işine, bir de enjeksiyona yarıyor. Köylüler bakkaldan penisilin alır gelir, illa da bunu yapacaksın diye tutturur. Yapmayınca kızarlar, sen de yeni yeni adetler getirdin derler. Onlara göre çocuğu hasta ben de bakkaldan aldığı penisilini yapmak zorundayım. Buna alıştırmak zor oldu" dedi




"Penisilin bakkalda mı satılıyordu?" dedim
"Sadece Penisilin olsa iyi! Doğuma giderim yaşlı kadınlar bakkaldan Synpitan* alıp vurmuş olurlardı. 'Yapıverdik guzum, kolay doğursun diye' derler bir de" dedi
"Litotomi masanız yokken nasıl doğum yaptırıyordunuz?" diye sordum
"Halı minderler vardı köyde, kalın içi sert, ben onları kullanıyordum.İkisini üstüste koyup gebeyi yatırıyor, arkasına da bir yaşlı kadın koyuyordum, ona dayanıp güç alıyordu.



Yaşlı kadınlar da doğum yaptırıyordu. Bazen aynı anda iki doğum gelirdi, ilk gelene giderdim, ikincisini onlar doğurturdu. İşim bittikten sonra gider bakardım, bitmemişse onu da doğurturdum"
dedi

*Rahimin kasılmasını sağlayan bir ilaç

İlk fotoğraftaki Zen grubunun albüm kapağı Niğde Sağlık Müdürlüğünün sitesinden,

Salı, Ekim 13, 2009

kelime doğrulama







Bugün özel diş hekimin yazdığı reçeteyi repete ettirmek isteyen bir bilgisayar mühendisi başvurdu.
Reçetedeki bir ilacı okuyamadığımdan Google'da aratırken, ,
"Ne dersiniz bu Google da bir gün Altavista gibi silinip gidecek mi?" diye sordum


"Silinmemek için çok uğraşıyorlar, sürekli yeni şeyler geliştiriyorlar. Şimdi de reCaptcha'yı açtılar" dedi.
"O da nedir?" diye sordum
"Captcha internette kullanıcıların gerçekten insan mı yoksa robot mu olduğunu test etmek için kullanılan kelime doğrulama sitemine verilen ad. Buna turing testi deniyor. Aslında ters turing testi demek lazım çünkü turing testi karşı tarafın insan mı robot mu olduğunu anlamak için insanlar tarafından yöneltilir, buradaysa robot insana soru soruyor. Google şimdi bunu kütüphanelerdeki eski kitapları okutmak için kullanmaya başladı" dedi


"Nasıl yani?" dedim
"Misal, kütüphanelerde dijital ortama aktarılmamış milyonlarca kitap var. Bunları tarayıp resim olarak internete yükleyebilirsiniz, resimden okuyabilirsiniz ama tekrar yazılmadıkça içinde arama yapamazsınız. Google şimdi bunu yapmaya başladı.




Kitaptan bir kelimenin resmini gösteriyor, sen onu aşağıdaki kutuya yazarak belki 1800 lerde yazılmış bir kitabın dijital ortama aktarılmasına katkı sağlamış oluyorsun. Her saniye kaç milyon kelime doğrulama yapıldığını düşünürseniz büyük bir potansiyel"
dedi



"Peki madem Google o resimde ne yazdığını bilmiyor, benim girdiğim kelimenin doğru olduğunu nasıl anlayacak?" diye sordum
"İki kelime soruyor, ilki daha önce başkası tarafından yazılmış, onu doğru girerseniz ikinciyi de doğru kabul ediyor" dedi


Son resim Rapidshare'in bir süre uyguladığı görüntülü Captchanın nasıl çözüleceğini anlatıyor

Çarşamba, Ekim 07, 2009

yazı ödevi





Bugün her tarafında jeneralize kaşıntısı olan bir hanıma yediklerinde allerjen bir şey bulamayınca
"Canınızı sıkan bir şey var mı?" diye sordum
"Oğlum geçen hafta okula başladı Doktor Bey. Bütün haftasonum ödev yaptırmaya çalışmakla geçti, sinir oldum" dedi


"Birinci sınıfta hemen ödev mi veriliyor" dedim
"İlk günden itibaren! Şimdilik çizgi çizip duruyoruz." dedi
"Çocuk için de çok sıkıcı olmalı" dedim
"Olmaz mı, az da değil haftasonu 15 sayfa çizdik. Sürekli dikati dağılıyor, çizmemek için her şeyi yapıyor. Ben de sakin olmaya çalıştıkça kaşıntı başladı" dedi


Kaşıntısı için Hidroksizine tb 1x1/2 (gece) verdim ve ödev konusunda çocuğun üzerine fazla düşmemesini, eksik ödevin okulda sorun yaratmayacağını, zira öğretmenlerin de çocukları okuldan ilk günden soğutmamak için ellerinden geleni yaptıklarını söyledim.

El yazıları sırasıyla Bach, Einstein ve Atatürk'e ait

Salı, Ekim 06, 2009

sonbahar hazırlıkları






Bugün her tarafında ağrı yakınması ile başvuran bir hasta
"Haftasonu kışlık hazırlık yaptım ondan oldu" dedi
"Ne yaptınız ki?" diye sordum
"Nar ekşisi yaptım, pekmez kaynattım" dedi
"Pekmezin içine beyaz toprak katılıyor değil mi, onu nereden buldunuz?" diye sordum


"Tabi katmazsan olmaz. Geçen haftasonu Kavacık'ta üzüm şenliği vardı; orda üzüm aldığım satıcı verdi. İlginç bir şey; bağ olan yerde o toprak da mutlaka bulunuyor. Bizim memleket Niğde'de Köşk diye bir yerde vardır, güzün herkes gider ordan alır. Hatta o toprak yüzünden iki kişi öldü!" dedi

"Nasıl öldü?" dedim
"E daha temizini bulacağız diye derine doğru kazarken üstlerine toprak kaydı öldüler. Gerçi bir de mozaik tozuyla yapılıyor diyorlar ama toprak hem doğal hem bedava" dedi
"Nasıl yapılıyor pekmez?" diye sordum



"Üzümleri yıkayıp saplarından ayırıyorsun, temiz bir çizme ile çiğneyip şırasını alıyor daha sonra o beyaz topraktan bir iki avuç atıp iyice karıştırıp dinlenmeye bırakıyorsun. Bir gece öyle kaldıktan sonra sabah bir taşım kaynatınca çamur dibe çöküp şırası tertemiz ayrılıyor. O şırayı süzüp koyulaşana kadar kaynattın mı oldu sana nefis pekmez!" dedi
"Nar ekşisini nasıl yaptınız, zor olmadı mı hazırı varken?" diye sordum


"Aman Doktor Bey o piyasada satılanlar hep hileli, gerçek olsa kilosunu 40-50 liradan satmaları gerekir. 200 kilo ekşi narı tek tek sıktım, suyunu kaynattım, 8 kilo nar ekşisi çıktı. Aslında kıvamı da biraz duru oldu, daha kaynatsam 5 litreye düşecekti." dedi
"Üşenmiyor musunuz bu işlere" diye sordum
"Eskiden beri alışmışız, sonbahar geldi mi bunları yapmak bana sevinç veriyor" dedi


Ağrıları için parasetamol tb 3x1 yazdım.



Bu linkte de Tijen İnaltong'un kış hazırlıkları var



Perşembe, Ekim 01, 2009

kumar




Bugün uykusuzluk yakınması ile başvuran erkek bir hastaya canını sıkan bir konu olup olmadığını sordum
"Biraz kredi borcum var, ondan olabilir mi acaba?" dedi
"Neden kredi çektiniz?" dedim
"Kredi kartı borçlarımı kapatmak için. İşin aslı Doktor Bey, ben kredi kartından para çekip bahis oynarken battım. Battıkça kurtarayım diye daha büyük para bastım.


En son Türkiye Belçika maçını Türkiye kazansaydı 1'e 8 alıp kurtulacaktım. Fatih Terim sayesinde berabere kalıp son 1000 lirayı da batırınca kredi çekip borcu kapattım" dedi
"Nasıl oynuyorsunuz bahis, İddia falan mı?" diye sordum
"Hayır internetten yurtdışındaki bazı sitelerden oynuyorum.


İ
llegal ama daha çok para kazanılıyor. Aslında akıllı oynasan çok rahat kazanırsın. Ben kazandığım paralarla araba aldım, iş kurdum, ama şunu gördüm: Ordan gelen paranın da hayrı olmuyor, hepsi çarçur oldu gitti" dedi


"Parayı nasıl yatırıyorsunuz,ödemeyi nasıl yapıyorlar?" diye sordum
"Sanal kredi kartı ile oynuyorum. Onlar ATM kartı gibi bir kart gönderiyorlar, maçlar oynandıktan 2 saat sonra parayı istediğin ATM'den çekebiliyorsun" dedi


"Parayı vermeme olasılıkları yok mu?" dedim
"500 000 lira kazansan belki üzerine yatarlar da 5000 lirayı ödüyorlar" dedi
"Hala oynuyor musunuz?" diye sordum
Utanarak,
"Evden çıkmadan 20 liralık oynadım" dedi
"Kumarda kaybedince aşkta kazanılıyor mu?" diye sordum



Acı acı gülerek,
"Kaybedince ikisinde de kaybediyorsun. Her şeyini kaybediyorsun" dedi

Uykusuzluğu yeni başladığından ve başka bulgusu olmadığından günlük fiziksel aktivitesini arttırmasını, düzenli spor yapmasını, geceleri kahve çay gibi içecekleri tüketmemesini, uykusu gelmeden yatağa girmemesini tavsiye ettim ve kontrole çağırdım.


Salı, Eylül 29, 2009

soda-kola




Bugün başdönmesi yakınması ile başvuran bir gıda mühendisinin tansiyonunu düşük bulunca biraz tuzlu yemesini veya günde bir iki maden suyu içmesini söyledim.



"Çalıştığım işyerinde maden suyu üretiyoruz zaten. İçmeye çalışıyorum ama hele gazsız içince tadı pek kötü oluyor" dedi
"Maden suyu yeraltından doğal olarak gazlı çıkmıyor mu?" diye sordum
"Çok düşük bir gaz oranı var, esas şişelenirken içine karbondioksit basılıyor" dedi
"Soda ile maden suyunun ne farkı var?" diye sordum


"Maden suyu doğal yeraltı suyu, soda ise içine karbondioksit basılmış memba suyu. Gerçi yazın işlere yetişemediğimizde bizim de maden suyunu yarı yarıya sulandırıp şişelediğimiz oluyor. Hatta size bir şey söyleyeyim, bazı küçük su şirketleri de tüketim arttıp da kaynakları siparişe yetişemezse belediye suyunu şişeliyorlar" dedi


"Ben de geçen yaz aldığım bir şişe suyunun tadını kötü bulunca acaba sahte mi diye firmaya yazmıştım, yanıt vermemişlerdi." dedim
"Bu meşrubat işinde üçkağıt çok oluyor. Mesela çeşmeli kola makinelerinde 20 litrelik karton kutuya koyulmuş naylon torbada kola şurubu kullanılıyor. Ambalaj masrafı olmadığından çok ucuza geliyor ama onu bile sulandırırken ayarı ile oynayıp daha da ucuza getiriyorlar" dedi



"Sulandırıldığı belli olmuyor mu?" diye sordum
"Normalde % 11 şeker olması gerekirken 8-9 a kadar düşürüyorlar. Buzla falan kaynayıp gidiyor" dedi

Perşembe, Eylül 24, 2009

temel içgüdü




Bugün 40 yaşlarında bir hastam kontrole geldiğinde
"Doktor Bey, dede oldum"
dedi
"Nasıl yani?" dedim
"Golden retriever cinsi bir köpeğimiz var, dün gece bir batında 7 yavru doğurdu" dedi
"Babası belli mi?" diye sordum
"Belli tabi, yine aynı cins safkan. Bu işte aileler aynı kız alıp verir gibi görüşüyor. Doğumdan sonra erkeğin sahiplerinin de bir yavru alma hakkı var" dedi
"Diğerlerini ne yapacaksınız?" dedim


"İsteyen arkadaşlarımıza vereceğiz, belki satarız. Tanesi 400-500 dolar arasında satılıyor" dedi ve ekledi "Fakat ilk defa böyle bir olay izledim ve tabiata hayran kaldım"
"Neden hayran kaldınız?" diye sordum



"Biz bu köpeği 2 aylık yavru olarak aldık. Daha önce doğum yapmadığı gibi doğum yapan başka bir hayvanı da görmedi. Buna rağmen yavruları doğurdukça dişleriyle önce keselerini yırtıp sonra göbek kordonlarını gövdeye yakın bir noktadan dişleyip koparttı, kordondan başlayarak bütün plasenta ve eklerini yedi. bunu her yavruya tek tek uyguladı. Yavruların her tarafını yaladı, solunumlarını canlandırdı. Burnuyla hepsini emzirme sırasına soktu, çok emeni ittirdi, az emeni güçsüz olanı memeye yaklaştırdı.


Bunların tamamını içgüdüyle yaptı, böyle içgüdüye hayran olunmaz mı Doktor Bey! "dedi



Çarşamba, Eylül 23, 2009

kore tugayı





Bayram tatilinde okuduğum emekli mühendis M.Suat Çakmak'ın anılarından toplumumuzun 50 yılda pek değişmediğini öğrendim.
Kitaptan 1957'de Kore'ye gidecek erlerin eğitimi ile ilgili bir bölüm aktarmak istiyorum:
Kore'ye asker nakli 2500 kişilik Amerikan gemileriyle İzmir Limanından yapılıyordu. Amerikan yaşantısına göre hazırlanmış bu gemiler Anadolu çocuğu olan bizim askerlerimizin yaşam biçimleriyle bağdaşmadığından yıllardır yapılan bu seferlerde karşılaşılan aksaklıklar Amerikalılarca saptanmış ve askerlere bu konuda eğitim verilmesi istenmiş.
Bunların başında tuvalet ve domuz eti meselesi geliyordu. Yüzbaşı bu eğitiler için bizi görevlendirdi.
Hela meselesi için bir gaz tenekesinin üstüne oturulacak şekilde iki tahta çaktırdık. Bu sözüm ona klozetti. Bunu eğitim yapacağımız ağacın altına oynamayacak şekilde yerleştirdik.


Yanındaki bir dala bir rulo kağıt astık. Yukardaki bir daldan da ucuna taş bağlı bir ip sarkıttık. Böylece alafrangavari tuvaletimiz hazırdı. Her er sırayla klozetin yanına geliyor, pantolonunu indiriyor(büyük zorluklar çıktığı için donu indirtmekten vaz geçtik), hela taşına oturuyor, güya işini görüyor, yanındaki kağıt rulosundan güya bir parça koparıp kıçını siliyor, kalkıp pantolonunu topluyor, yanındaki, yukardaki dala asılı ipi çekiyor, güya helayı temizliyordu. Bu uygulamayı her ere 2-3 defa tekrarlattık.



Gemide domuz eti ve domuzla ilgili hiçbir yiyecek yoktur diye defalarca anons edildi.
...

Bir gün nöbetçi subaylara bir emir geldi, bütün eratı güvertede toplayıp yatakhanelerde kuru soğan aradık. İnanılmaz bir şey: Yastıkların içinden, yatakların altından çuvallarla kuru soğan topladık.



Bütün açıklamalara, mutfakta çalışan arkadaşlarının şahitliğine rağmen güzelim sığır etleri atılıyor, soğan çalınıyor, bu tuz ekmekle yeniyor, bu durum da kullanılan kapkacakta daha önce domuz eti pişmiş olma olasılığıyla açıklanıyordu.
Tuvaletlerin hali ise tam bir rezaletti, pislikten yanına yaklaşılmıyordu.


fotograflar buradan

Çarşamba, Eylül 16, 2009

deve reno




Bugün motor çarpması sonucu yaralanan bir hastayı muayene ettim.
Elinde oluşan derin kesiği görünce kazanın nasıl olduğunu sordum.
"Sorma Doktor Bey, benim hatam. Geçerim sandım, yola fırladım, elim motorun sepetine çarptı." dedi
"Çarpan ne yaptı?" diye sordum
"Hiç durmadı. Aslında dursa iyi olurdu, ama söyleyecek bir şeyimiz de yok, ben de 30 yıllık şöförüm, kabahat benim" dedi



Elini dikmek için uyuştururken korkusu azalsın diye sohbet açıp, nerede şöförlük yaptığını sordum
"Şimdi servis şöförlüğü yapıyorum, uzun süre dolmuşçuluk yaptım Gültepe hattında" dedi
"Oraya Deve Reno'lar çalışıyordu değil mi?" dedim


"Evet o Gültepe yokuşlarına başka araç çıkamadığından uzun yıllar onlar çalıştı" dedi
"Ben de şeklinden ötürü Deve deniyor sanıyordum" dedim
"Hayır, güçlü olduğundan deniyordu. Şimdiki İsuzu'la kadar, 150 beygirlik motor vardı onlarda. 40 kişiye kadar aldığımı biliyorum" dedi


"Neden terkedildiler?" diye sordum
"Çok benzin yaktıklarından. Misal, Ford'un Commer'in 1 lira yaktığı yere onlar 2 lira, 3 lira yakıyordu" dedi


Dikiş attıktan elini sonra suya sokmamasını ve pansumana gelmesini söyledim

Çankaya-Gültepe dolmuşu fotoğrafları
buradan

Cuma, Eylül 11, 2009

domates aşkı



Bugün kilo vermesi için uğraştığımız diyabetik bir hastanın tartıya çıkıp da değil kilo vermek, aldığını görünce neden böyle olduğunu sordum.
"Hep domatesten Doktor Bey" dedi
"Nasıl domatesten?" diye sordum
"Şimdi tarla domatesi var ya, ben ona dayanamıyorum, çok yiyorum" dedi
"Domates bu kadar kilo aldırmaz, nasıl yiyorsunuz?" dedim
"Domatı böyle ortadan tekerlek gibi ikiye bölüp tabağa koyuyorum, ama tarla domat olacak, yoksa öbürsünü yemem! Üzerine yarı yüksekliğine kadar has zeytinyağı ekleyip, siz yasaklamış olmanıza karşı azcık da tuz atıyorum.
Sonra yağa taze ekmek banıp, domatı da ısıra ısıra yiyorum, ama bir tatlı oluyor ki..."
dedi ağzı sulanarak


"Domates neyse de size kilo aldıran ekmekle yağ" dedim
"Ama çok seviyorum Doktor Bey, bir oturuşta bir kilo yiyorum!" diye inledi,
"Aslında öğlen işyerinde de yiyeceğim de domatesin çok suyu akıyor, ayıp olur diye yiyemiyorum. Akşam yatarken sabah olsun da domat yiyeyim diye sabırsızlanıyorum. "


Bu kadar kalorili yiyerek kilo vermesinin mümkün olmadığını, böyle kilo almaya devam ederse diyabet kontrolünün bozulacağını söyledim ve bunu ancak haftasonları bir gün yapmasını önerdim.
Hasta domatese aşkını o kadar yaşayarak anlattı ki eve gidince ben de domatese zeytinyağ döküp yedim


Fotoğraflar İspanya'nın La Foia de Bunyol kasabasında her yaz düzenlenen domates festivalinden